Cuma, Ocak 07, 2011

siyah limanı eller aldı*






Renk konusunda çok kararsız kalınca duygusal tonumun
azaldığını hissediyorum.Bu yüzden 'siyah' renge sığınmak gibisi yoktur.
Bu sefer rüyalarımda mükerrer defa görüp, hissettiğim bu rengi bulmak için çok çaba sarfettim.
Siyahı bi rövaşatayla outa atıp, bu tona kavuşmak için kolları sıvadım!
Allah musubetimi vermeye
amen!
kara kuzu bey*




Biliyorum Nazım da cesur olucak.
Bu savaşı biz kazandık kuzu bey.
Doktorları ve tüm diğer pislikleri yendik.
Direndik ama bi yandan da hep sustuk.
Juergen cici papa , yarın teyzesiyle Nazım'ı alıp geliyor.
Dublin'e dönüş uzadı malum, biraz Paris havası alsın kuzu bey !!!
damar damara 69*













Hatırlamaya çalışıyordum ama hatırlanan şey gidip geliyordu.
Birden biliyordum sonra da bilemiyordum.
Kelimeleri unutan afazili biri gibi.
Bazen okuduğum kitabın adını unutuyordum .
Mendelssohn Violin 1-1 Concertosunu çok sevmeme rağmen bazen
' bu kimindi' diye düşünebiliyorum.
Paris sokaklarınından geçerken, Hansel gibi işaretler bırakıyorum kendime ama nafile ,bu kaybolma oyunu hoşuma gidiyor.
İşin garibi 40 kez geçtiğim yolları unuttuğum bile oluyor ,anlıycağınız sırtımla birlikte
beynimde tutuluyor bazı bazı.
damar damar üstüne biniyor.
Özetle;
damar damarı sikiyor
damarlara bile güven kalmadı artık!



Perşembe, Ocak 06, 2011

döncem ben sana*







Sırtım tutuldu;
döncem ben sana.
İnme mi indi lağn;
döncem ben sana.
Bütün gün yattım;
döncem ben sana.
Boyun-omuz-bel, yani sol taraf alltogether tutulur mu?;
döncem ben sana.
Bu konuda> ebe nine gibi şifalı bilgisi olan var mı ?;
döncem ben sana
Bilgisi olan mail yazsın,işim gücüm var ayaklanmam lazım;
döncem ben ,çok pis dönecem sana!

Çarşamba, Ocak 05, 2011

Haliyle kafayı ve cheesecake yedim*







Spreylemek,boyamak,vitrini oluşturmak dışında
ara ara cheesecake yeme vakti sağlıyorum kendime.
Aaaa tshirtleri çok kıyak boyuyoruz,oyun oynamak baabında.
Cheesecake yemezsem verim alamıyorum.
London'dan sonra bir adet Paris vitrini yapmak ne kadan hoş
ama ama ama düşünmekten haliyle kafayı yedim.
Valla yedim,bunlar çok çok ayrıntıcı!
olur*




Olur noksanlarımız olur,insanız
buna beyin de dahil!
herılt yani*




Taze taze ekmeksiz olmaz di mi?
Herılt yaniiiiiii
Güzel bi parçayla uyanmadan olmaz di mi?
Herılt yaniiiiii
O zaman ne yapıyoruz?
böyle misafirperver terakki arkadaşlarımızı sinemize
basıyoruz.
Herılt yaniiiiiiiğğğğ

Salı, Ocak 04, 2011

Stefan Zweig uzaklaştır*





......
Kibirle,şımarıkça,ruh,fikir,duygu dediğimiz,ıstırap dediğimiz şeylerin aslında ne kadar da zayıf,zavallı,acı veren şeyler olduğunu korkuyla hissediyorum,çünkü bunlar en üst düzeyde bile olsa acı çeken,kıvranan insan bedenini tamamen yok edemiyor,çünkü böyle anlarda dahi insan üzerine yıldırım düşen ağaç gibi yere yığılmak yerine,damarlarındaki kan akmaya devam ediyor.Bu acı,sadece bir an, bir dakika bedenimi sarsmıştı,nefes alamamış,tıkanmış ve ölümün soluğunu hissetmiş bir halde yatağa yığılmıştım.Fakar biraz önce dediğim gibi,tüm acılar korkaktır,kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında
geri çekilir,çünkü bedenimizin her hücresine yerleşmiş olan yaşama isteği,ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.Duyguların böyle parçalanması benim için de açıklanamaz bir şeydi.Fakat yine de ayağa kalktım,ne yapacağımı bilmiyordum.Derken birden valizlerimin istasyonda olduğunu hatırladım,bunu hatırlar hatırlamaz içimden bir ses,uzaklaş,uzaklaş,uzaklaş yeter ki uzaklaş buradan,bu kahrolalsı cehenemden,diyordu.Alnımdaki damarlar birer bıçak gibi şakaklarıma iniyordu. Bu kentten uzaklaşmak kendimden uzaklaşmak ,yaşananlardan uzaklaşmak, uzaklaşmak.
......
-
STEFAN ZWEIG/BİR KADININ YAŞAMINDAN 24 SAAT /SYF.75
bi şiiiiiicik*












Nayır nayır gözlerimde ağrı namına bi şiii yok,
sadece sırtım haşatasyona uğradı .
Bir moda çekiminin arka görsellerini oluşturmaya çalışıp, sonra
beğenmeyip, kendi yaptığımız şeylere mayın döşüyoruz .
Bi şiiiiiiler yapmaya çalışıyoruz evladım.
Juergen bey> biberiye yağı ile masaj yaparsa bi şiiiiciğim kalmaz.
Bi şiiiiiicik olmaz!!!

Midlake'e salep çaldım.ya tutarsa*




Salep gibi yumuşak bir ses yayılıyor divan-ı huzuruma.
Üzerine serpilen tarçının tabaka haline gelişine aldırmadan
mideye indirilen sıcacık bir salep!
Üşüdüğümüz zaman içerdik kış geceleri.
İçilen sıcak saleplere gelsin ama en en çok buzdolabımda unuttuğun
dia marka bir adet poşet salepe gelsin ;

Pazartesi, Ocak 03, 2011

Mori *




Mori(ko)>foto çekerken, suratında dünyanın en komik ifadesi oluşuyor
''Kendini savaş muhabiri sanmaktan vazgeç'' diyorum.
''Come onnn, abartıyosun'' diyor.
Sanırım, kalemi-kağıdı elime alarak bunu ispat etmem gerekiyordu.
We love you Morikooooo!
heuhueheuue
yardım ve yataklık co.














Ruhumda yedek biraz güven ve huzur kalmıştı el sürülmedik;
bunu şimdi kullanabilirdim ve öyle yaptım.
Ciğerlerime kadar kötülüğünü bulaştırmışken nasıl oldu da el sürülmedik tenha yerlerimi keşfedemedin?
Bak;yedek depolarım varmış meğerse, ruhumda konuşlanan kileri talan etmek nasıl oldu da aklına gelmemiş?
Paris> bana yardım ve yataklık ettiğin için sağol varol!





götgöte*



Yeter artık götgöte yaşadığımız
ben tasımı tarağımı toplayıp, başka gezegene gitmek istiyorum!

Pazar, Ocak 02, 2011

toptan-perakende burun*







Enemmm ya burda herkesin evinde minimum 1 kedi olduğundan
yoğrulcak çok göbek ve öpülecek çok burun var.
Bendenizde pembe burun fetişi var ama olsun kahve de gider!
Gel gel burunlara gelllllllllllllllll.
biliyorum*











''Bir bakmışsın saat üç
Bir bakmışsın saat hiç'' derken Özdemir Asaf ,kesin benim gibi
sokaklarda yürüyordu .
Paris sokaklarının gramerini çözmeye çalışarak .
Biliyorum> öyleydi,Özdemir Asaf da benim gibi yürüyordu.
Bilmediği sokaklarda yürüyordu .
Hava soğuktu ve 'saat' bazen hiç olacak kadar alçalabiliyordu.
Kerhaneye düşmüş bir yelkovan ve müebbete mahkum bir akrepden
umudunuzu kesmişsinizdir zaten.
Biliyorum> Özdemir Asaf bu dizeleri yazarken yabancı bir ülkenin
duvarlarına elleriyle dokunuyordu; ''Belki o da dokunmuştur vakti
zamanında'' diye.
Biliyorum>yürüyordu,üşüyen ayaklarını büzüştürerek.
Biliyorum>saatini fırlatmıştı,aynen benim gibi!!!
Biliyorum.
supremeli kel alaka*









Ben>katkı maddesi içermeyen, organik bir Adidas savunucusu ve giyeriyimdir.
Adidas'ın seksapalitesini yükselten o 3 çizginin hastasıyımdır.
1nci çizgi ,2nci çizgi ve 3ncü çizgidir o aşkın sebebi.
Bir çekim içim elimize Nike geldi.
O güzel kıçlı Robbie Williams'ın supremesi kadar var şimdi!!!
Hakkını yememek lazım malın.
Ama Robbie Williams bir supreme patlatsa nikelarıyla.
Ne alaka
Kel alaka!

Cumartesi, Ocak 01, 2011

oooo yeahhh man ooo yeahhhh o yeeeaaa*




Kapağa bakıp dellenmemek elde değil Isparta gülüm.
Kenan İmirzalıoğlu bile Pepsi reklamında böyle haşin bakmıyor.
Vur-kır-parçala bu maçı kazan bakışı.
Sana puanım dohuz kanka!!!
benden sana bi 2011 *




Olcak Evren , olcak, hepimiz için güzel olcak!!!
Aynı güzel dilekler benden sana.
elhamdül!








Yapımda ve yayında emeği geçen tüm canlı türlerini pandikler, alınlarından öperim.
Böyle sevgi dolu,kulak memesi yumuşaklığında ve tuz ruhu beyinli bir ekibiz.
O zaman ne diyoruz> what a zehr şöhn elhamdül!
O zaman ne dinliyoruz >Kid Loco-A Little Bit of Soul
nabıyonuz?




Kompüter başında kesmece çok adrenalin yüklü bir faaliyet!!!
o yeahh, ver coşkunluk vahasını!
Eeee nabıyonuz?
nabersiniz?













Tamam styling yapmayı seviyorum ve bu işi yapmayı hayal ettiğim
ülkelerde yapmaya başladım ama aklımın bi köşesinde Berlin
için hazırlamam gereken koleksiyon var .Gece rüyalarıma giriyor bi garip
vicdan azabı.Sanki styling konusuna çok ağırlık verip diğerini sallamıyormuşum gibi sorgu sualliyorum kendimi hababam.
Ama styling yapmak aynen bir virüs gibi.Paris'e sadece üç çekim için
geldik ama bakın hala yollamıyorlar !
eeee habersiniz?