Perşembe, Temmuz 07, 2011

al uçur hikayeyi*










Koleksiyon bir derginin çekimleri bu. Hani 'Love' devasa bi Betty kapaklı dergi çıkarmışdı ya, ha işte öyle diyebiliriz hemen hemen.O yüzden sürüsüne bereket gitmekteyiz; ekiplerin biri gidiyor, diğer fotoğrafçı ve ekibi geliyor.Ben bir dergi içinde her çekimin ayrı fotoğrafçı ve stylingci tarafından yapılması gerektiği taraftarı olduğum için hoşnutum bu durumdan ! Küçük müdahalelerim oluyor tabii ki ; o da stil/konsept koordinatörü olduğum için ve bu koleksiyon sayısının hikayesini koruma altına almam gerektiği için.Bir hattat gibi işledim tüm ayrıntıları ve bu hikayeleri doğurana kadar akla karayı seçtim .Hikayelerimi ve kahramanlarımı hem resim olarak çizerek hem de yazılı hikayeleriyle oluşturduğum için çekim anında o ruhun gitmesine hiç ama hiç kıyamıyorum.Ama bazı fotoğrafçı geliyor ve -ruhu- öyle güzel gezintilere çıkarıyor ki, işte o zaman sanatla hayat güzelleştiği için bir kez daha şükrediyorum tanrıma.İşte o zaman iliklerime kadar hissediyorum sanatın tüm renklerini !

dostlar kıraathanesi*











Türk kahvesi yetiştiremiyorum bunlara.Bezik salonumu açaydım buraya valla bilemedim.''Expresunuzu için, tam cennetindesiniz'' diyorum ama ı ı-hhh böyle doğunun şeylerini mistik bulma ayağı olsa gerek.İlk başta tadından nefret edenler bile şimdi bağımlı oldu .Kurukahveci Mehmet Efendi; dağda,denizde ,bayırda balta girmemiş her-bi-yerde 4 çeker!Bi de ''içince daha çok bronzlaşırsınız'' diye bir yalan attım ki bunlara telveleri bile yalıyolarlar.Denize girmeden double kahveleri çakıyoruz ve sonra cin kardeş ! Hoşgeldiniz cinler .

Ama tabii ki bazen bu kadar çok tüketimin bünyeye değişik yansımaları olmuyor değil. Denizin içinde Coşkun Sabah-Aşığım sana doyamıyorum söylerken,karada Bach - Brandenburg Concertos No.3 dinleyerek kültür halüsünasyonları görebilirsiniz.Tamam la yalamıcam bi daha telveyi melveyi .

Çarşamba, Temmuz 06, 2011

Katrin is our 3D*














Beni besleyen her insana teşekkür etmem lazım!Katrin bunlardan biridir.Thank you my team and thank you my Katrin.Kriz anlarının en iyi matematikçisi,işimizin alternatif tıp uzmanı ve 3D beyin kapakçıkları ile önümüzde bulunan her virajı kaymak gibi almamızı sağlayan>dünyanın en güzel dünya insanı!



Salı, Temmuz 05, 2011

hamsi salamura yatağında kart dor*




Sapıyolar bazen yoldan bu çizgiler,aralarında bir muhbir var kim bilemiyorum!Hem suyu kaynadı bunarın hemide bu karikatüstük bombastük sketchbookumun son sayfarına gedim.Yolarımız ayrılıyor ve ben yepyeni kırmızı çizim defterime tanışma seanslarıma başlıyorum.Yok yok yok yok daha 6 sayfam var.Bu kafadan ve tarzdan ayrı çizimer için 'ya alah bismillah' diyorum.Açılışa bi tek kendim davetiyim.Hamsili carte dor kesip dilek diliyecem.Carte Dor geleneksel tadlar hesabııııııııııııııııııııııı! Allam sinir oluyorum bu huyuma ya. Çizim defterinden konu hamsili carte dora geldi. Bu süreçleri ve beni bunlara iten sebepeleri gözden geçirmeliyim.Son bi şey dicem: hamsili baklava vardı ama Reha Muhtar'la show ana habere çıkmıştı .unutma unutturma!!!


vermiyoz, yoğğğğğğğğğ!














Sicilya'nın insan yüzü görmemiş vahalarında işimiz ne? İşimiz çok.Fon o kadar güzel güzel poz verdi ki bize, gaza geLip video klip çekecektik neredeyse.Sonra hedefi büyütüp kısa filmde karar verdik .O yüzden buranın koordinatarını kimseye vermeye niyetimiz yoğğğğğğğğğğğğğğğ!

gün is online*






Merhaba gün.Koca bir gün mü,kısa bir gün mü?nesin sence?Sana soruyorum ki hereks kendini daha iyi bilir.Bazen kısa bazen uzun musun?Bazen fırttttttt diye geçip, bazen tüfek omza saatlerce sabit mi duruyorsun?Bazen Gülben Ergen-Mustafa sandal düeti kadar gereksiz, bazen Goethe kadar gerekli misin ?

Şu yeşil ağaçlar var ya onları izlemek benim kadar senin de hoşuna gidiyor mu ?Yanlış anlama; soruyorum,daha önce hiç bir günle konuşmadım.


ich lieeebe Fatih Akin und seine Filme !!



Uykumun gelmesini bi yana bırakın, öyle bir Soul Kitchen dancing havasına girdim sormayın! Bu altta linkini verdiğim video karelerin benim dans kariyerimde çok mühim yeri vardır!Dans koçum olan ikilinin ölesiye dans etmesini istiyorum diğer filmlerde de.Netice-i kelam diyorum ki;uykum yok ve ayrıca indim dereye taş bulamadım.Eeeee sonuç?

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

karbonatlı anne keki*










Şimdiden tüm ekip kara kara düşünmeye başladık 'ya ayrılırsak,çok alıştık' diye ama sonra, kendimizin ve işlerin gelişmesi için farklı insanlar ve ekiple çalışmamızın hepimizin için en sağlıklı olacağını yineledik durduk birbirimize.Ama bunu derken de inandırıcı değildik galiba.'Ama nasıl olsa aynı çemberde dönüp duracağımız için mutkala bissürü iş için tekrar çarpışacaz' dedik birbirimize.Ama ı ı-hhh istediğimiz bu değil ki .Biz böyle izci kampı gibi beraber konaklayıp, düzenli olarak çekim gerçeleştirmek için dünyaya gelmiştik sanki.Yeni yerer keşfedip,yeni konseptler belirlemeli,yeni saç modelleri denemeli, yeni kıyaferleri mixlemeliydik.Japon bir moda tasarımcısının elbisesine Meksika'lı takı tasarımcısının kemerini takmalıydık.Evetttt, biz bunu yaptık ve işte bu insanları bu yüzden çok seviyorum.Eeeep beraber fikir ayrılıklarımızı, birlikteliklerimizi ve o balkondan aya atlamaya çalışan hayallerimizi hep o karelere yansıttığımız için.İçimizde ki art-monsterlarının karbonatlı anne keki kabarıp kabarıp kabarıp kabarıp...

var*



Ümit vaad eden popçu gibi uyanıyorum bu Temmuz güzellemesine.İrili ufaklı misafirlerim var ,nobele aday text mesajlarım var,ruhumun şoför mahallerine girip çıkmalarım var ve ;Youth Lagoon - July var!

Pazar, Temmuz 03, 2011

2012 sen git velin gelsin*










2012 yaz kıyafetlerini kullanıyoruz desem!Yılların tecrübesi ve İtalya moda fotoğrafçılarının babasının emin ellerine teslim edildi.Yaşına rağmen tüm yeniliklere,fikirlere açık ve aynı zamanda prodüksiyonda çalışan bir çocuğa fikrini bile soracak kadar egosu yerlerde biri.Ayrıca bi scootırı var ki jetsons gibi çok şirin.Bizimkiler geldi aklıma; iki foto çekince klimalı ve son model şöförlü araba istiyolar prodüksiyondan. Hahahhaha ay bayılazammmmmm akşam akşam!

karbonhidratik poseidon of Atlantis*

Dünyanın en güzel pizzaları bu mini yerleşim yerinde mi yapılıyor?yoğusa ben bana yetmeyen beynimi mi kaybediyorum?Dünya karbonhidratla güzel kardeşim, lami cimi yok işte!Hep bi ver coşkuyu ,hep bi odun ateşi serapları hep bi içimde ki Mehmet Oz ingilicesiyle uyarı sinyalleri!

daha iyidir belki ha*

Böyle bir kaç sayfamı Şafak Pavey'i düşünerek boyamıştım.Biraz agresif ve -ne söylese az- olan çizimlerim. Kendi dünyamdan HOPPP diye Şafak dünyasına uçurmuştum.Ne politik kimliği, ne aldığı eğitim ne de yurtdışında ki başarıları değildi benim boyalarımı harekete geçiren. Bir ruhtu benim kalemimi kağıda doğru akıtan.Kötü bir hikayenin içine saklanmış güzel bir ruh.Canlı yayında kahkahalar atarken bile içinde ki o adi hasar izlerinin hayat boyu silnemiyeceği bir ruh .İsviçre'de tekerlekli iskemledeki arkadaşını trene bindirmeye çalışırken geçirdiği bir kaza sonucu sol kol ve bacağını kaybeden, hemen ardından da nişanlısı,kocası-ya da her ne haltsa- şahıs tarafından terk edilen bir ruh.Geçen yıl yoğun bakım sonrası ayrılık maili alan ben gibi adi bir hikayesi var onun da! Gözlerine bakınca bunu görüyorum ve bir insanın başka bir insan tarafından ruhunun tecavüze uğramasının ne demek olduğunu o kalın perdelerin arasından bile görüyorum.İnsanın en savunmasız anında ve hastane yatağında yaşama tutunma ve tutunmamak istememe gibi tonla sayısız ruh haliyle savaştığı sırada 'sensiz yaşamam' diye aşk sözleri ile sizi bezeyen insanın çoktan elinizi bırakmaya kararlı olduğunu görürsünüz.O yataktan kalkamazsınız, o kadar savunmasızsınızdır işte,serum kokan bir odadır tüm gelecek planlarınız. Ne gidip kapısına dayanabilirsiniz ne başka bişey .Çişinizi bile 2 kişi sayesinde yapacak kadar savunmasız ve annenizin ağzınıza akıttığı çorba kadar sabitsinizdir.
Sonra sorulama devresi başlar.Kendinizi ve insan sandığınız kişiyi sorgularsınız . Aşkı sorgularsınız, sevginin sözcük anlamı hakkında kafa patlatırsınız ama hepsinden önemlisi 'insanlığı sorgularsınız' .Sevgiyi kaybetmekten çok bir insanı böyle trajik bir yolla kaybetmenin sebeplerini sorarsınız.Ve hepsinden acısı; hastalığı kabullenmek istemez ve başınıza gelen bu durumun suçunu ona atarsınız.Yine sevdiğinizi korursunuz ve suçu hastalığa atarsınız.Ahh bi de 'güven' tabiiii, 'bi daha nasıl güvenicem insanlara?' sorusu karabasanlar gibi çöker gece, ter içinde uyandırır ! Hayata devam etmek için insanlara güvenmeniz gerekmektedir ama bu hissinizi tekrar nasıl kazanacağınızı bilemezsiniz çünkü aslında hayata devam edip etmeyeceğinizi de bilmemektedirsinizdir.
Gel zaman git zaman gel zaman git zaman magazinsel bir haber düşer haber sitelerine.Haberi günlerce web sayfalrının yanında yanıp sönerken gördüğümde dikkatimi çekmediği halde geçen gün habere tesim oldum.İşte bu haberdi.Çocuğunu bir gün daha fazla görebilmek için bu hastalıkla her saniye savaşan bir kadının halen daha aşka saygısı olduğunu söylemeye çalışması içime bi kaç damlayı bırakıp gitti.Ne güzel dedim ,insanın işine gelmeyince gidebimesi, ne güzel havuza atayıp öpüşmek öpüşmek öpüşmek .Yaşlanan karına 'kusura bakma bir aşk molasına ihtiyacım var' demek.Evet bana dokunan bi şeyler var bazı hikayelerin içinde. Bedenden bi şeylerin gitmesi o insanların hayatımızın içinden gitmesinden daha iyidir belki ha?
Arto Tunçboyacıyan - Herkes Kendi Gördüğüne Doğru Der

türbülanslı rüyalar dilerim*











Sonra ne mi yaptım? Yeni tanıştığım her ayrıntıya sırayla dokundum/Biraz sonra 'sonra' olacaktır mantığıyla anın güzelliğini hissettim doyasıya/İçimden 'senin o tabini tabini yerim' dedim kendi kendime/Fransız şampanyasıyla İtayan şarabının karışımından olan bir alkol çemberini bir gurme edasıyla bünyeye naklettim/Annemin telesektere bırakmaya çalıştığı mesajları dinledim,o panik anını ve neticede mesaj bırakamama haline hasta oldum/Köpeklere fısıldayan adamdan daha hipnotize edici bir köpeksel çekiciliğim olduğunu bir kez daha şahitler huzurunda ispatladım/Evet kaptanınız konuştu, bizzat türbülansa girip 7487383874 fitten sorti atıp iyi geceler dilerim!!!

Cumartesi, Temmuz 02, 2011

sen git ben geliyom*

Tamam geliyorum,duygu sömürüsü bakışı yapma!

Juliet,inside something*



'How was your day' sorusu basit bir laf gibi geliyor di mi? Ama öyle değilmiş, insan bu soru karşısında kalbi ağzından çıkıp sonra bi daha hiç içine girmiycekmiş gibi hissedebilirmiş.Mesela şu fotoğraf ;bildiğimiz fotoğraf görünüyor değil mi di mi?Niyahetinde kendi halinde jpeg mi?I ı-hhh o benim bildiğim fotoğraflardan değilmiş,bizi bekleyen 'deep in the heart' şehriymiş.Sadece sorular ve fotoğraf mı bildiklerimin dışıymış?Hayir,hiç bi şey bildiğim gibi değilmiş;meğerse ben hiç bi bok bilmiyormuşum.Ne yaşım ilerledikçe güzelleşeceğimden,ne içimin bu kadar büyüyeceğinden,ne de beynimi koruyan bi kafatasım olduğundan habersiz bakınıyormuşum gezegene.Sonra insanlık namına O. gelmiş.İçimde ki Juliet şenlikleri hemen start almış.Juliet aşkından yaklaşık 10 ton pizza tüketmiş, yumrukla yaprak patlatma hareketini sayısız kez tekrarlamış,''yüzünde güller açıyor'' diyenlere, ''yok canım ne alakası var'' demiş,tonlarca çizim ve kolaj yapmış .Tüm bu romantiksel ergen aktivitelerinin üstüne bu videoyu kendine uyarlayarak sayısız kez tavanı seyretmiş!