Pazartesi, Mayıs 20, 2013

abasıyanık bi gün*



Bu muazzam güne Alain de botton detaycılığıyla yaklaşmaya niyetim yok.Şayet yaklaşırsam bi ton deliğe burnumu sokabilirim ama bu düzlüğe ne dokunmak ne de bozmak istiyorum.
Ayrıca günü arşınlamaya da niyetim yok.Bi flaneur çıkmaz yani bugünden.
Ne olur bu.günden acaba?
Boyalar, ana sahnemde yerlerini almışlar mesela.
En azından renklerimiz var ruhumuzla dudak dudağa.
Kulağa sırnaşan  Milad Derakhshani-Esharate Nazar var.
Zorlanmayı haketmeyen günlerden biri daha.

Sadece Sait Faik gelebilir mesela öğle şarabına.
O gelene kadar patlıcanları da közlemiş olurum hem.
Aslında bu.güne anlam aramak bana yaraşmaz.
Hayali misafirime yani bu dizeleri yazan adama yakışır bugün:

''Büyük hayaller kuralım sevgilim!Ben şimdi böyle yapıyorum.Tertemiz bir şehirde,asfalt caddeler üstünde,dibinden metrolar geçen,üstünden kolosal otobüsler uçan,muazzam eğneceli bir şehirde seninle yaşamak istiyorum.Yazılarım bize yaşamak için lazım olanı getiriyor.Büyük kahvelerde çay içiyor,temiz lokantalarda kolalı peşkirlerle yemek yiyor,latif rayihalı şaraplar içiyor,tertemiz yatakta seni kollarımın arasına alıyor,sana:

-bütün mesut şehir uyudu,uyuyalım sevgilim,diyorum.''

Pazar, Mayıs 19, 2013

avocado rüzgarı kısa mı sürdü?



Böyle bi sağlık temalı beslenme muhabbeti dün geceden start almıştı,slow food uzmanımızı dinledik falan.Tabiii hemen gaza gelinir ya böyle durumlarda,zaten ilgimiz tavan hemen atladık.Aslında bundan gaza gelindi ama sonuç bizi başka limanlara itti.Raw food maw food derken o kuru baklavayı tek hamlede yutan ben değildim.Hayır değildim.Oysa Avocado kardeşliğine inanmıştık ,ne oldu ?2 salisede yalan oldu.Bir kuru baklava kutusunun el bombası gibi ortalık yerde belirmesi hayra alamet değildi.Oysa yapılacaklar ve konuşulacaklar vardı ama baklava gündeme oturdu,gözler kamaştı ve şuurlar yitirildi.Bi baklava kutusunun insan hayatında ne denli önemli olduğunu o an daha net anladım.Herkes dağıldı,kimse yok,herkes kayıp.Sağlıklı içeceklere dokunulmamış.Antep'den ışınlanmış baklavanın gizemi ve akabinde gerçekleşen iç hesaplaşmalar.'İkinci havuç dilimi yediğimi umarım kimse görmemiştir'.Ama gel gör ki uslanmayan diğer iç ses :'akşama olsa yine yerim'

Pazar günü ve nefsinin bir kutu baklava ile sınanması.Bi an önce eve sığınmalıyım yoksa o fıstıklı dürümün yeşil yeşil bakan hallerine teslim olacağım.Baklava kafa yapar mı ?

Ohh dear havuç dilim,sana gelsin yavrum:

Paloma Faith-Let me down easy



gençlere özel sayı*






Gençler umut,gençler güzel ve gençler ışık.
Herkesin kendi yetenekleri doğrultusunda yolalmasını istiyorum bu hayatta.Tanıdık vasıtasıyla değil,parayla değil,piyasa yapmakla değil,yalakalık yapmakla değil,birilerinin kıçını yalamakla değil! Sadece yetenek ve hak.

Moda eğitimi almak gençler arasında yeni trend ama ya gerçek ve içten gelen o yetenek?Donanımlı olmaları,özgün olmaları,yaratıcı olmaları için ışık tutmalar var işin içinde ve buna yelpaze tutan kelamlarım var :''Piyasada olan ilham diskleri bomboş olan insanlardan olma,birilerinin torpiliyle moda yorumlayan insanlardan olma,iyi giyinmenin moda sektörünün bir parçası olmayı sanmalardan ırak dur'' .

İlk adım olarak ne mi yap?Moda ile ilgili ilerde ne yapacaksan yap önce kumaş ilmine bilmine yatırım yap.Moda tasarım,moda yazarlığı,stying,defile analizi,tekstil....ne yapacaksan yap önce kumaşa kulak ver.Model üzerinde potluk yapan kumaşı düzeltmek için  kumaşı bilmediği için sete terzi çağıran fake styling insanları var bu ülkede(inanın başka yerde görmedim,yani moda çekimi styligi yapıp kumaşı toparlayamanayn insanlar sadece bizim ülkemizde).Kumaşı tanı ,kumaşa dokun,tarihine in,araştır,dünya üzerinde ki tüm kumaşları bil,nerden geldiler ve şimdi nasıl yorumlanıyorın peşine düş.Bu konuda bi haber insanla moda hakkında bir kelam bile etmem ben,sen de etme!Yaratıcılık sıfır olduktan sonra eğişik değişik değişik giyinip moda haftalarında poz vermenin bi faydası yok.Ama gençler var ,işte onlar umut!Kökten ve kökenden yetişen gençler var .Barbaros Ş.'nin de dolaylı olarak ifadelediği gibi ''kendi yeteneğiyle(aile&koca parasıyla değil) bi yerlere gelen,o yeri el ve göz becerisiyle katalayan gençler olmalı''.Bazen bu adamın bazı laflarının altına imzamı atmak istiyorum,sevin sevmeyin ama öyle. Meslek liselerinden gelen öğrencileri özel üniversite öğrencilerine yeğlemesi gibi.Onlara kimse şans vermezken o veriyor.Öyle yaratıcı gençler var ki aralarında.Allah hepsine bu berbat sistem içinde yardımcı olsun(kendi ülkem için geçerli bu dileğim).

Yıllarca kumaşın ve kumaş tarihinin önemini vurguladım durdum.1 sene trt ekranlarından bunu anlatmaya çalıştım.Millet ne işin o programda derken aslında ben bi şeyleri tanıtma derdindeydim.Ve oldu da; akabinde geleneksel kıyafetler,Orta Asya Türk kıyafetleri ve Türk kumaş tarihleri üzerine belgeseller gerçekleştirdim.Hepsinin bi amacı vardı,burnumuzun dibini görmemiz.Tüm dünya moda tasarımcılarının bi ayağı Özbekistan'dadır,Türkmenistan'dadır.Ve bunu da dile getirirler zaten bazıları.Bakmak lazım,anlamak lazım ki her kumaş sana gülsün,ilham versin.800 den fazla kumaş türünü azimle inceleyip sizlere sundum ,bunun bir sebebi vardı.Bunun sebebi; ufkumuzu küstürmememiz ve yakın merceklerimizi temizlememiz.Ha bu; herkes eski kumaşları sevecek,onları kombinleyecek,giyecek ve tercih edecek diye bi durum değil .Mevzuyu kaba et kısmından alıgılamayınız lütfen.Bu işin bilimidir,kökenidir.Bu bilgiler benliğinizin bi yerinde dursun,ek gıda takviyesi gibi düşün.Bu kumaşları tanımak sana öyle bir moda altyapısı hazırlar ki ,bunu bir makyaj öncesi base gibi düşün.Sonra hangi dalda çalışırsan çalış,sana üçüncü bir göz olarak yoldaşlık edecektir.

Bunu okuyan gençler olduğunu biliyorum.
Bomba gibi gelin;sadece ilham perilerinizi,beyninizi ve yeteneğinizi alın yanınıza.
Sanatın her dalına serpilin,uçuşun.Sanatı moda'ya boca edin sonra.Çizim yapamayan,renk skala bilgisi sıfır,sadece maddi yeterliğiği sayesinde marka giyinip moda gurusu şekline bürünmüş insanlar  bi yerlerde olabilir ama siz sanatın ışığına inanmaktan vazgeçmeyin.Sanatla ve edebiyatla beslenmekten çekinme,inan bana birbirleri arasında öyle gizli geçitlere sahipler ki bunu ilerki yaşlarda daha da net anlayacaksın.Moda'yı sanatın filtreleri ile besleyin.Ortalıkta dolanan moda maymunlarını sizin ilgi alanınıza girmiyor,siz parmaklarınızın ucuna güvenin.Görsel algılarınızı asla diyete sokmayın.Çoğala çoğala yaş alın,kartopu yokuş yukarı yuvarlanabilir,inanın!Bu ülkede olmaz belki ama seni tutan kim?Bileyle o kanatlarını ve uç.20'li yaş umutlarınla uç!

Geç dönem ergenlerimi seviyorum:)
Sağlıcakla.

Cumartesi, Mayıs 18, 2013

No kızıl ötesi deyu deyu prangalar eskittim*


Bir sene önce, yine her zaman olduğu gibi kuaförüme gidip sandalyeme oturup,hem yüzyıllardır kuadörüm olan ve aynı zamanda arkadaşım olan kişinin gelmesini bekliyordum.Geldi,başımda dikildi ve saçlarımı açtı.''Değer,ben mesleği bırakma kararı aldım'' dedi ve ekledi ''bugün son kez saçını boyayacağız''.DONKKK.''Hadi be,ne alaka,şaka yapma sabah sabah''diyişimle olayın şaka olmadığını anlamam tam olarak 3 salise sürdü.O an kendimi kocaman bi boşlukta hissettim,onu vazgeçirmeye çalıştım,akut bir depresyona bile girdim.''Üfff,nasılsa dayanamayıp yine saçlara dönersin sen''dedim,sms ile ''e hadi başla artık,bu beyazları ne yapıcam ben' içerikli dönsün tacizi mesajları bile attım ama olmadı .İşte o an artık kendi keratinlerimle uçma zamanı geldi anlamıştım.Yıllar yılı> senin saçının her kodunu çözmüş,tarzını idrak etmiş,saçsal sürprizlerin ne kadarına açık olduğunu avcunun içi gibi bilen,daha kapıdan girerken ruh halini okuyan,kendini en rahat hissettiğin erkekler sıralamasında ilk üçe giren kuaförüme güle güle deme vaktiydi o an.

Ve sonrası 'welcome to the bocalama ve deneme-yanılma seansları'.Yeni isimler arayışı,arkadaş önerileri ve tekrardan 'kuaför-müşteri'sıcaklığının oluşması.Offff,basite almayın lakin çok zaman ve şans isteyen bi şey bu.Ruh ikizi gibi saç ikizi de var kadınların.Kuaförleri ve arada oluşan 'ekibiz' hissi.Ama bu aynı zamanda saç öküzümüze toslama yüzdemizin de üst seviyelerde seyreylediğini de gösterir.O mayanın tutması bir şans,denk gelmek ise sürpriz.(Erkek okurlar şu an 'vay amk sayınseyirciler neymiş be bu saç mevzuuu' diyordur muhtemelen.uheuueue)

Şunu artık kesin ve net olarak söyleyebilirim ki Türk kuaförleri ile iletişim kuramıyorum,birbirimizi anlamıyoruz,anlasak bile saçı ne sekilde görmek istiyoruz konusunda aynı fikri paylaşamıyoruz.Bunu tek bir sebebi var ki o da:Türk kuaförleri kızıl tonlarına ve bakır tonlarına tutkunlar.Ve evet bunda çok da başarılılar ama ya benim kızıl ve bakır tonlarına tahammülüm yoksa?Sen ne kadar, 'bebek kahvesi' de,'kumral olsun' de asla seni dinlemiyorlar ve içine mutlaka o kızıl yansımaları katıyorlar.Avrupa'da bulunan kuaförler ne kadar kumral tonlarda başarılılarsa Türk kuaförleri de kızıl ve bakır tonlarında çok başarılılar.Röfle,bakır tonlarında o kadar pratik yapıyorlar ki kumral tonlarını tutturma yeteneklerini kaybetmişler.Renk bileşkenlerini yalayıp yutsalar, o küllünün kayma yapabileceği yeşilimsilik de ortadan kalkacak.O konuda kıçlarına güvenmedikleri için küllü kumrala bulaşamıyorlar çünkü biliyorlar ki yeşile dönebilir.O riski almaktansa basıyorlar kızılı.Artık bi gün dayanamayıp hardcore tanımla ''küllü istiyorum,Gülşen Bubikoğlu saçı yap bana'' dediğimde bile neredeyse Hürrem gibi çıktım.Bu neredeyse imkansız mucizeyi gerçekleştirebilen kuaföre dönüp ''Bunu neden böyle yaptığını bana açıklar mısın?'' diye sorduğumda cevap şuydu: ''Saçlarını çok daha canlı gösterir''.İyi ama canlı göstermesini isteyen kim?Ben kesinlikle küllü tonlarla oynaşmaktan hoşlanan bi kadınım.İşim gereği tonla saç rengi geçiyor elimden,tonla model,tonla saç stylingi yanımda gerçekleşiyor ve artık bir sanat yönetmeni ve styling icrası olarak canlı saçın,küllü tonların yüze yansımalarını analiz edebilecek durumdayım.Yurtdışında istediğin kumral tonu şak diye tutarken, Türk kuaförleri niye ısrarla ''sizin saçınıza ne yaparsak yapalım mutlaka içinde biraz kızıllık olur'' diyor.Sanki İskoçyalıyım amk.
Herneyse>tabii bu arada;kendi görmek istedikleri,vizyonlarının yettiği ve yeteklerinin el verdiği şekilde kafama kondurdukları renklerden kurtulayım derken saçımı tarumar ettim(ama doğru ürünlerle tekrar adam ettim).Malum o kızılımsı şeylerden kurtulmak için aylar süren bir mücadele içine giriyorsunuz.Klasik bir kadın ve kuaför memnuniyetsizliği sonrası dökülen iç sözler olarak şunlar hemen devreye girdi durdu tabii beynimden:''Yahu o kadar para veriyorum kıçı kırık bi dip boyasına ve istediğim sonuca ulaşamıyoruz,Nedir abi?Neyi yapamıyosun?''.Gerçekten bu böyle.Yani Türk kuaförleri bakım maskesi ve yağı satma konusunda ki ısrar,yetenek ve eforlarını renk skalası ve renk karışım denemelerine ayırsalar ortaya güzel sonuçlar çıkabilir.Sanat olarak ele almalılar o renkleri;bileşkenleri,uygulamayı,çıkacak sonucu ve saç sahibesinin istediği rengin oturuşunu.
Gelelim sonuç bölüme
Şimdi önceden yapmış olduları o bakırların tortularından kurtulmaya çalışıyorum.Benim arzu ettiğim saç rengi yerine kendi arzu ettiği saç rengini icra eden kuaför(ler) yüzünden bayrağı ben devralmak zorunda kaldım .Bu isyanımı gören bi kuaför ve makyöz arkadaşım imdadıma yetişti.Kendisi dünya üzerinde gördüğüm en kreatif ,çalışmış olduğum en iyisi çekim make-up artisti ve göz-el sanatına güvendiğim bir insandır.Bir gün yine fiks saç muhabbeti sırasında bana döndü ve ''senin  ne demek istediğini anlıyorum,sana bugün kendi saçını nasıl ve neyle boyaman gerektiği adım adım öğreteceğim'' dedi.Ahh nasıl olur diye başladım hemen ben :''Yok ben yapamam ,nasıl yapıcam,elime yüzüme bulaştırırım,daha beter olur ''.Benim bu vıyaklamarıma aldırmadı ve kafamda tüm varlığını sürdürmekte olan  salak saçma bakırlardan kurtulma reçetesini işleme soktu.Kullanacağımız renkleri çıkardı,neyden ne kadar sıkcağımı ,ne kadar bekleteceğimi hepsini öğretti(saçımı kesen de kendisidir).İnanılmaz ama şimdi kendim boyuyorum kendi saçlarımı ve istediğim sonuç yavaş yavaş geliyor.Her boyadan sonra kendisine dua ediyorum lakin saçsal sorunumu desteği sayesinde çözmüş olduk.Hemen şak diye kurtulmak mümkün değil ama saç uzadıkça ve uçlar tahtalı köyü boyladıkça ben de bu istemediğim renklerden kurtulacağım.Arkadaşlar iyidir,paylaşmak iyidir.Yurtdışına  giderken bile saç boyalarım yanımda,tası ması tam tekbil hazırız.Bunu ben bile yapabiliyorken o çok ünlü,isimlerini tabelaya şişire şişre yazan,bi dip boyaya bile astronomik fiyatlar koyabilen,bellerinde stylish kesme önlükleri ile hair stylist havalarına giren bu adamların yapamamasına ne diyorsunuz?Saç kesimi başka bi şey renk bilgisi başka bi şey.Yine tekrar ediyorum;şu bakım yağlarını satma eforlarının çeyreğini renk bilime verseler ortaya daha güzel yaratıcıklar çıkacak.Daha müşteriyi dinlemeden içeriye tasa boya sıskmaya başlayan kuaförlerin yerine 'saçı ve tarzı' analamaya emek veren kuaförlerin çoğalması şart.Ya da 70 ve 80lerin kuaförleri geri ışınlansın.Eskiden annemlerden hatılıyorum da o salonlardan birbirinden farklı ve bi ton zevkli saç ve güzel kumrallar çıkardı.

Velhasıl blog, artık saçım bana emanet.Hatta aştım diyebilirim ve inanmıycaksın ama saç kurtma makinasıyla bunu bile yapmayı başardım.

Mininot: Sevgili erkek okurlar, bu konu sizi aştı biliyorum ama %100 dişisel bir mevzuya denk geldiniz.Üzgünüm.Sadece kadınların anlayabileceği ve konuşmaktan asla sıkılmayacağı bir subject bu.Saç ve veryansınlar.uheueuue.

Çarşamba, Mayıs 15, 2013

Si *



Si Amore ama ne,kim,nasıl si?

/Si,burda kitap okumak istiyorum.
/Si,complex style geyiklerine doyamıyorum.
/Si,Uniquetunes-Style Kings dinliyorum.
/Si,Meadham Kirchhoff AW13 men'i halen bebeğim addediyorum.
/Si,The Mast Brothers niye yan komşum değilsiniz?

Salı, Mayıs 14, 2013

anneeee,kurabiyelerimi koydun mu?



Daha gitmeden şu yukarda gördüğünüz bebenin hasretiyle yanmaya başlamıştım zaten.En çok özlediğim şeylerden biriydi.Memleket mi kokuyor,yoksa tadı geçmişi mi çağrıştıyor bilmiyorum ama kendisi benim için bir vazgeçilmez.'Tamam bu son diyip' ama 5 dakka sonra sizi tekrar mutfak çekmecesine doğru sürükleyen bi şey bu .Eğer henüz tanışma şerefine nail olmadıysanız inanın çok şanslısınız çünkü 7938377 kcal size uğramamış demektir bu ,ne güzel.Gerçi benim de fren sistemim iyi çalıştı bu sefer.Geçen yıl ki otomatiğe bağlama performansımın yerinde yeller esti ama olsun tadını içime çektim ya yeter!

Şimdi dönüş vakti.O minicik özlem giderme arası nihayetlendi.Bi kutu yedek kurabiye  stoğumla yola revan olup başka yollara revan olmama az kaldı.Evin minik kızı olma süresi yine sonlandı ve tekrar kocaman bir kadın olmaya doğru yol alma vakti geldi.Anne evi hep korunaklı,hep sıcak ve nereye gidersek gidelim hep bize ait.

Ayrılık anı geldi çattı notları: 
Sulugöz annenin sulugöz kızıyım.Şayet annem, el sallama sahnesinde ağlamazsa ben de ağlamıyorum.Ama gel gör ki hep ağlıyor.İkimizde gözgöze gelmemeye çalışsak da olmuyor.
Ya kedi vedası?Tam bahçeden çıkarken durumu çakan ve her seferinde bana kıçını dönüp duvarlara bakan bi kedim var.
Babam son dakika bile,''biraz daha kalsaydın''der.Yıllardır bunu hep diyor.İşte o zaman zamanı geri almak istemiyor değilim.
Tüm bunlar olurken annem halen ağlıyor pek tabii ki.Hani gören der ki bunlar birbirini bir sene görmiycek.Yok bu bizim pek normal vedalaşma sahnelerimiz.Ama senaryonun tüm sorumlusu annem.uheuhue.O duygusala bağmalamazsa işi hafif yırtıyoruz(pek nadir).
Ben ise o üç damlayı çaktırmamak için havaya bakma taktiğine başvuruyorum.
İşe yarıyor mu ?
Hayır.
3km sonra başlıyor 3 damla gözyaşı akışı.
3 damla oluyor 6 damla,6 damla oluyor 8 damla,8 damla oluyor 10 damla.

Tüm sevgi damlalarıyla iyi gider:
Bobo Stenson Trio-Goodbye

Pazar, Mayıs 12, 2013

7 göbek can erikliyiz*







///Ülke gündemi sıkıntılı.Dünden beri saçma bir hal var üzerimde.Facebook'da tüm arkadaşlarım çok duyarlı bu konuda,paylaşıyorlar ve içlerini döküyorlar.Ve hepsini beğendi yapıyorum,evet bildiğin 'beğendi'.Sadece bunu yapıyor olmak çok daha sinir bozucu.Sabah gazetelere bakmadım bile çünkü inanmıyorum yazan hiç bi şeye.Kaosa sürüklenmeleri görüp ama sadece aynen şimdi olduğu gibi yazmak neyi çözüyor?Ve daha önce şöyle belirttiğim gibi ,biz bu durumlara gün geçtikçe alışıyor muyuz?Ya vicdan tartımız yalama yaparsa?Bu durumlara alışmalarımız hayra alamet mi?

///Bozcaada'nın özenti yerli turist istilası başlamış bile.34 plakalar trafik oluşturmuş.İyi ki orda değilim diyorum yoldan geçen arabaları gördükçe(özlememe rağmen).Kaz dağlarını hep ama hep teğet geçmelerini umuyorum.Doğduğum şehri gözümden sakınıyorum ben.Her köyüne,her zeytin ağacına,merkezine, kendine has deniz kokusuna aşığım.O'nun dokusuna kaynaşmayan her yabancı temas beni üzüyor.Hoyratça,yüzeysel  ve yapmacık  ilgileri hakettiğini düşünmüyorum.Ada, payına düşen curcunayı zaten aldı ama Kaz dağları daha bakir kalsın diye diliyorum.Bi adayı feda edildi, hep orda kalsınlar ve civara yayılmasınlar diye umud ediyorum.Bi de şu var ;'doğma büyüme İstanbul'luyum' diye böbürlenen tiplerin,küçük yerlere 'taşra'diye hitap eden tiplerin en ufak bi boşlukta bu taşralara kaçmasını anlamıyorum.Demek ki muhtaçsın sen o taşraya.Götünü ye sen o taşranın.Havasına,peynirine,zeytin ağaçlarına,şarabına,insanına kurban ol sen oranın.Doğma büyüme İstanbul'lusun da Buckhingham sarayın da mı serpildin?Nedir?Alman mürebbiyelerle Ladylik okulu sertifan mı var?Viyana'da dans eğitimi aldığında mı doğru yoksa?Kökenin neresi madame,kökenini söyle bana?Dedeni söyle mesela,deden nerde doğmuş?Maval okuma bana 'kentsoyluyum' diye.Bana büyük büyük babanı söyle,nerden göçmüşler?Osmanlı sarayına mı dayanıyor yoksa geçmişin,dayansa bile gerçek İstanbullu olmuyorsun yine.Ahhhh,tamam yoksa;Yenikapı-Marmaray kazılarında çıkan o ilk İstanbullu İskeletine mi dayanıyorsun?Ohh Mondio,o beğenmediğin taşralılar var ya seni cebinden çıkarır,katlar bi daha cebine sokar,sonra origami kağıdı gibi doğma büyüme İstanbullu şekli yapar.Bi insanın gelişimi,entellektüel çemberi,kendine katılımları,vizyonu,zevk ve hobi skala hacmi doğduğu yerin km karesine göre oluşmaz.O minicik yerlerden öyle yaratıcı dünya insanları çıkar ki öyle aval aval bakakalırsın.Tersi de olabilir;'ben doğma büyüme İstanbulluyum ' diyerek cümleleri hep bununla bağlama ihtiyacına sığınan insanlardan koca bir kereste de çıkabilir.Anlıyacağın bu işler hiç belli olmaz sevgili kütük müneccimleri.Konu insan ve üretecekleri hususu olunca nerede doğup büyüdüğün önemini kaybeder.Bi daha durmadan gelmeyi tercih ettiğin yere karşı böbürlenme ve haddini nazikçe bil.Geldiğin yer taşra,beğenmiyorsan her yaz Bora Bora adasına git!!!Öyle bu adadan ucuza hava basma.Bi tarafın yemiyorsa da geldiğin taşraya paşa paşa saygı duy ve kökeninin herhangi bir köyden geldiğini unutma.Şekilciğiliği kibirinle marine eden,hayatına dair durmadan etiket arıyan ve kendini çok mühimsemek için mühimmata gereksinim duyan insanlar korkunç insanlardır.Uzak durun onlardan.'Terbiyeli olmamı doğma büyüme İstanbul'lu olmama bağlıyorum' diyen bi insandan kaçın;hem gerektiğince ziyan insandır, hem de ne bu ülkeye ne de bu hayata bi hayrı olmayacak insanlardır.(bknz kendilerine de hayırları yoktur çünkü).Terbiyenin doğduğun yerle alakası olmadığını anlayamamış  insanlardan bahsediyoruz.Ayrıca İstanbul'dan daha modern küçük şehirlerimiz olduğunu unutmamak lazım. Bu cümleleri onlara kurdurtan sebep,kompleksin ve sınıf belirtim ihtiyacının itim gücü müdür?Rahat ol,nerden geldiğin değil,bu hayata ne kattığın mühim.Ruhunu ne denli katıyorsun?Neler yaratıyorsun?İşte senin soyağacın bu!!!!Hımm,ayrıca>>>Orta Asya'dan göçerken yolda konar göçer Palace vardı da ,büyük büyük babanız mi konaklamadı?Ahhh zavallılar!

///Erik özlemimi anca giderdim,ah çok gecikmeli oldu ama olsun.En sevdiğim erik ağacı tam olarak yan bahçemizde.Elimde tuzlukla erik ağacının altına kamp kurdum.Uzun boyumun avantajını bi yere kadar kullanabildim lakin üst dallar yıkılıyor.Bugün biraz tırmanmak niyetindeyim.Ayrıca harika bir Yasemin sarmaşık aldık,onu da dikmek için çok heyecanlıyım.

///Hint tiyatrosu kostümleri,Hint film kostümleri ile igili araştırma içindeyim.Böyle temalı bir moda çekimi beni bekler.Dumdum klavyemden kalkarsa üzerinde kafa patlatmayı umuyorum.Daha önce bununla ilgili 2 italyanca sayfa hazırladığımdan biraz vakıfım konuya ama bunu çekime nasıl yansıtacağım ben de merak içindeyim.Biliyorsunuzdur artık, ben çekimlerde sadece stil yaratmak yerine hikaye yaratarak yola çıkarım.Dolayısıyla Hint asıllı yazar Amid Çaduri okuru olarak ondan da esinleneceğim gerçeği doğrudur.Dünden beri hatırlayabildiğim romanlarının içine girmeye çalışıyorum.Keyifle.

///Bu hafta en çok okunan yazım tavuklu yazım olmuş.uheuhueue.Aslanlarım benim.euhueue.Tavuk vol.2 yazı dizimi hazırlamaya başlayayım o zaman çünkü yeni gelişmeler var kümesde.

///Daha güzel bir Pazar olabilirdi.Güzel haberlerle uyanacağımız nice pazarlara gelsin.
Elbet kuluçlarımıza güneş dolacaktır.
dinle :

Cumartesi, Mayıs 11, 2013

duysal Dostoyevski,fena mı?


Dün gece haberim oldu.Sanırım kopuktum ülke gelişmelerinden.Hım,evet dediğim gibi dün gece haberim oldu Okan Bayülgen'in radyo programından (programlarından).Facebook'dan bi arkadaşım konuk olacaktı kendisine ve bi durum belirtisi sonucu duruma vakıf oldum.Şaşırmaz mıyım ,şaşırdım elbet.Ayrıntılardan bi haber hemen ilk iş Radyo Trafik app yükledim tele.'Radyo trafik ne ola ki?' diye merak içinde yükledim.Aman allahım, inanılmaz keyifli bir kulaklık gecesi geçirdim dün gece.Yatağın içinde kulaklık kulağımda kahkahalar atarken buldum kendimi .Kahkahanın yanı sıra;çok yaratıcı buldum,bi devrim niteliğinde buldum,hayalgücünü push eden bi atraksiyon olarak buldum,mevcut durumların çok kaliteli şekilde ti'ye alındığını gördüm ve televizyon programından on bin kat daha özel bir proje olarak gördüm!

Kitap okuma seanslarına henüz denk gelmedim ama çok merak ediyorum.Okan Bayülgen'nin sesi sadece Garfield'e yakışmıyor,adamın sesini kullanış halini seviyorum ben.Tv programında bunu anlamak oldukça zordu malum popüler kültürün içine bir bataklığa saplanır gibi kalmalar var orda.Amma velakin burası çok özgür ve çok yaratıcı.Gerçi ülkemizde ne kadar özgür orası da tartışılır,tonla yasaklı kelime var (şaka gibi).Radyo ve televizyonda sansür ve yasaklı kelimelerde neyin seni?İşte bu sansür ve esareti yırtmamız için okumanın ve kitabın önemini vurgulayan,duyarak hayalgücünü geliştirmeyi önemsememiz ŞART.Sürüyü terk edip 'bak buraya, gel kitap okuyalım'diyen bir adam var karşımızda,'kitaba yakınlık duyarsan için dışın dangozlaşmaz'diyen bi adam var.Bir ülkenin sağlıklı olabilmesi için okuması şart,kitaba yakın olması şart,ona ihtiyaç duyması ŞART.Hayalgücü yerlerde bir ülkenin çarklarına çomak sokmak ŞART.Bu sansürlerin yerinde yeller esmesiniz istiyorsak edebiyata kaynaşan bireylerin yetişmesi ŞART!

Okan Bayülgen'in çoklu yaratıcılık tarafını seviyorum.Televizyon programını takip etmek konusunda başarısızdım hep,o yüzden bir sabit fanıyım diyemem,olmadım hiç.Ama diğer yaptıkları hep ilgimi çekti.Fotoğraf,koleksiyonerlik,sinema,tv,tiyatro,radyo ...! O'nu şimdiye kadar en çok beğendiğim yer; Ferhan Şensoy ile oynadığı Kiralık Oyun'du.Ne güzel bir sesti o tüm tiyatro salonunu kaplayan.Bir gün tekrar Ortaoyuncular arasına gireceği günleri bekleyip durmuştum ama şimdi düşünüyorum da belki seslendirme yapan tiyatro sanatçıları bu kez o'na katılır.Dün gecenin konuğu Fırat Tanış'dı.Aklımdan' keşke beraber okusalar' diye geçmedi değil malum Fırat'ın sesinden dinlemek istediğim belli başlı klasik kitaplar var ,yok değil!

Ya dün geceden beri aklıma geldikçe tebessüm ediyorum.
Yani anlıyacağınız, Radyo Trafik'de artık kitap okuyan bi adam var.Yani taksilerde şimdi Kafka ve Zweig mi dinleniyor.:)uheuueu.vu huuuuuu!Bir çok genç ilk defa sesli kitap dinlediklerini yazmış ve ne kadar keyif aldıklarını yazmış.Bu kulağa çok hoş geliyor di mi?Bizi yepyeni şeylerle tanıştıran insanlar güzel insanlardır.Karakterleri veya başka şeyler bizi ırgalamaz amma velakin eğer bize bir cümle katabiliyorsa o insanlar 'katan' insanlardır.Bunlar hoş gelişmeler gençler,artan gelişmeler,ekleyen gelişmeler.

Cuma, Mayıs 10, 2013

bakla&vodka bileşeni*


Jane Eyre izleyecek kadar sakin başlamışdı gece?Kendi ellerimle topladığım baklalardan harika bakla orkestrası oluşturmamış mıydım?Ahh,tabii ki ölümüne dereotlu.Sonra Jane Eyre'in ikinci bölümünde yine bi tabak bakla yiyen ben değil miydim?Olur öyle havadar yerlerde boğazın açılması,korkma,bi tencere baklayı yesen bile korkma.Peki Jane Eyre ve bakla çıkmazından nasıl mı çıktım?

Tamam o zaman korku filmi ve votka ikilisine yatay geçiş onanmıştır.Tampon geçiş vesilesi olarak helalinden bi M83:
M83-Midnight city 

Perşembe, Mayıs 09, 2013

kümes muhabbeti*



-Tavukların bahçede olduklarını bilmek acayip güzel.Annem tüm kümesi birer köpek gibi eğitmiş.Yetenek sizsinize katılabilirler yani.uheuueue.Anlatmakla olmuyor gözünüzle görmeniz lazım.Utanmasalar bakkala beraber gidecekler.Sahibini sahiplenme,nazlanma,sevgi isteme,ilgi isteme,civarında olunca zevkten ne yapacağını şaşıran güzellikler yayılmış bahçeye.Tavuk cemaatinin de kendine göre değişik hal ve tavırları varmış.
-Dumdum'la arkadaş olunmuş ama ara ara mekan kavgaları patlak vermiş.Dumdum ilk başlarda kümes ona yapıldığı sanmış ve oraya girip yatmak istemiş.Ve sonra acı gerçekle yüzyüze gelmiş.Dumdum'dan anladığım kadarıyla Dumdum mevzuyu halen beyninde çözememiş.Takmamakla beraberinde şu soru baloncuğu hep var :''bunlar ne ayak?'.Ama hep cool.Kanatlı kümes çetesi, Dumdum'un yanına gelmek istiyor,yaklaşmak istiyor ama bizim ki hep coolsal mesafe hattında.Hatta ve hatta suratlarına bakmaya tenezzül etmeden  tıslıyor.Yani götünü onlara dönüp boşluğa tıslıyor.Biliyorum o da ne yaptığını bilmiyor.uheuhehe.
-Beslenme saatleri ise çift taraflı kıskançlık sahnelerini doğuruyor.Dumdum'a mama verildiğini gören tüm kümes senfoniye bağlıyor.Kümese giden annemi gören Dumdum ise küsüyor.Evet biraz şaşkınım ,inanın ben tavukların bu kadar hisli hayvanlar olduğundan bi habermişim.
-Nugget şeklinde değil, onları böyle görmek inanılmaz güzel.Tavuk döner yerine, kazılmış bahçeden solucan ayıklama mutluluklarına şahit olmak ayrı bi keyif.Şanslıyım ki onları et olarak göremeyen bi ailem var.Hepsi lakaplanmış ve hepsinin bi tavrı,bi muhabbet konusu var.Bi adet Topal hatun var mesela ama görseniz sanırsınız Heidi Klum.Öyle bi özgüven.Kümesin en kısa ve en çirkini ama en horoz paşa favorisi.'Götü yere yakın hatundan korkacaksın' felsefesi kümes içi dişi entrikaları için de geçerliymiş.
-Bunlar ilk geldiklerinde 1 horoz 1 tavuktu.Horoz; gün içinde,gece,sabah durmaksızın anırdı durdu.Tabiii bizde annemden telefonla havadisleri gün be gün alıyoruz.''Ne oldu anne devam mı üüü üüürrüüü lü sabah 5-10 seanslarına'' diye.Horoz'un sesi Kaz dağlarında yankılandığı için komşulara karşı annem kendini hep mahçup hissetti.''Ya bu hayvan niye böyle,susmaz mı bu,susmazsa geri vermek zorunda kalacağım''diye söylenip durdu.Meğerse mevzu uçkur mevzusuymuş.Bizim horoz beye 1 eş az gelmiş.Haremini genişletince sesi soluğu kesildi.Ulan bunların horozu bile pislik ya.Erkek her canlıda erkek anasını satiimmm.Bi saftirik kuş cinsi var ,bi onlar hatun ölene kadar bırakmıyor ve sonra onlar da ölüyor.(bknz.belgesel tufanı).
-Yumurtanın haddi hesabı yok.Karşılıklı bu sevgi alış verişi,temiz hava,doğal beslenme,güneşlenme karşılığında o sepete çok güzel hediyeler bırakıyorlar.Annem bu sürprizlere bayılıyor.
-Sabah kalktığında, açık mutfak kapısından giren tavukları görmek ne güzel.Masal ülkesine dönüşüyor ortam birden.
-Horozlardan biri çok yakışıklı .Adam bildiğin yakışıklı yani,böyle bildiğin adeleli falan ha uheuhueuh.Kanatlı camiasının Kıvanç Tatlıtuğ'u.Dimdik yürüyor,gerçi tüm haremin sex performansının verdiği özgüven olsa gerek.Omuzlar geride,göğüs ilerde falan yani adam.İbibikler savruluyor falan,estiriyor.Var mı acaba horoz güzellik yarışması bi yerlerde.uheuhue.Sokalım oğlumuzu,tescillensin.
-Yurtdışında artık 'doğal yaşama dönüş,kendi yiyeceğini üret,tavuğunu kendin besle' akımının ülkemizde de yayılmasını diliyorum.Horoz seslerinin eksik olmadığı yerler diliyorum.Tavuk beslemekten keyif alan insanların çoğalmasını umuyorum.Şehir hayatında çok uzak gibi görünen bu fikrin hepimize yakınlaşmasını diliyorum.Nasıl olacaksa o, ama diliyorum işte.Pembe panjurlu evinizin camına bi Denizli horozu yakışır yane.heuhueue.En kötü ihtimal farmville ihtimali var ama salla gitsin oyunları.Herneyse emekli oluncaya kalsın bari; kümesli,tavuk boklu ve yem vermeli hayallerimiz.Şimdilik anne tavuklarınla ve anne organik yapılanmasıyla idare etmece.
-Onları et ve yemek olarak görmeyen herkesi çok seviyorum.İnsan muhabbet kuşunu yer mi ayol?O hesap.
-Bunlar 2 günlük gözlemlerim .2 günüm daha var .Bi tavuk belgeseli ile dönebilirim.Müstehcen sahneler çok olduğu için belgesele yeltenemiyorum lakin 24 saatin 15 saati bi uçkur davası daim etmekte.Kanatlı deyip geçme,inceden sapıklık da var .
-Buraya kadar durmaksızın okuyan varsa onları alkışlıyor ve hemen yatıp zıbarmalarını diliyorum.Tavuk postu yazasım da varmış vintagebiscuit tarihinde.Olsun napalım,her boku yazacaz.
-Hmmm,bu arada anneler gündünde şöyle paçalı maçalı saçlı maçlı şık bi tavuk salsam mı anneme ha?

Salı, Mayıs 07, 2013

saadeti depolama karması*


En sevdiğim kahvelerden biri.Belki ilk sırada.Tam emin değilim ama birinciliğe oynayan iki kahvemden biri.Bunu bazen bizim Türk kahvelerinden favroim olan biri ile,bazen de yine böyle pek tanınmamış başka bir Yunan kahvesi ile karıştırarak harika bir sonuç elde ediyorum.Sanırım şu yeryüzünde gerçekleştirmiş olduğum en büyük keşif.uheuhue.Bilim adamı gibi çalıştım yemin ederim.Mutfak deneyleri sonucu telef olan kahvelerin telvesi yerde kalmadı.uhee.

Herneyse kahvelerimi çantama usulca yerleştirdim.Malum annemin muhtemelen diğer bayramdan kalma buzdolabında duran Türk kahvesiyle burun buruna gelmek istemiyorum.
Çok uzunca bi aradan sonra memleket havası solumayı hakettim galiba.Yaptığım şeyleri ,dergileri yerleştirdim kutuya,annem görsün gurur duysun diye benimle.Asla belli etmez ya o ayrı.

Minik bi süre olması şimdi koymuyor ama Dumdum'a dokununca koyacak galiba.Dünyanın bi ucuna ışınlanmadan önce biraz saadet depolaması.

Ay ben geç kalıyorum.
Ronny Jordan - No Pay No Play